KÜRT AÇILIMI
Sene 1922 , yer Lozan , Musul sorunu görüşmeleri ; dönemin Türk Dışişleri bakanı İsmet İnönü Türkiye’de Türk-Kürt ayrımı olmadığını Musul’un Misak-ı Milli sınırları içinde olduğunu ordaki Türk ve Kürtlerinde Türkiye’ye katılmak istediğini tezleri ve kanıtlarıyla beraber açıklıyor.Buradaki petrol ve stratejik önemden dolayı ne olursa olsun buranın hakimi olmak istyen ingiltere adına müzakerelere katılan Dönemin İngiliz dışişleri bakanı Lord Curzon’sa bunun doğru olmadığını oradaki Kürtlerin Türkiye’yi istemediğini söylüyor.Bunun üzerine İsmet İnönü o zaman burada halkoylaması yapılmasını teklif ediyor.Lord Curzon sonucun ne olacağını çok iyi bildiği için buna hemen karşı çıkıyor.Bahanesi ise buradaki halkın bilgisiz ve cahil olduğu , nasıl ve neden oy vereceğini bilemeyeceğini söylüyor.Şiddetli ve uzun tartışmalar sonunda Türk heyetinin taviz vermeyen tutumu ve haklı tezleri sonucunda sinirlenen Lord Curzon şu tarihi sözünü söylüyor “Ben Kürtlere bir alfabe verdiğim zaman göreceksiniz.”
Sonrasıysa malum.İçerdeki Kürtleri kışkırtan İngilizler Şeyh Sait isyanını hazırlayarak Musul ve Kerkük’ü ait olduğu yerden koparıyor.Kürtleri , dilleri ve kimlikleri itibariyle Türklerden çok farklı olduklarına inandırarak günümüzde son aşımasına getirdikleri oyunlarının temellerini sağlamlaştırıyorlardı.
Bu etnik köken oyunu 200 yıldır Türklerin üzerinde oynanıyor.Ermenilerle başladılar ,Rumlarla devam ettirdiler ve Kürtlerle Sevr’i hayata geçirmenin hayallerini kuruyorlar.
1980 öncesi Kürt sorunu diye birşey yoktu.En azından halkın büyük bir kısmı birbirlerini Türk-Kürt diye ötekileştirmiyorlardı.Çünkü o zaman ülke zaten bölündüğü için böyle birşeye ihtiyaç yoktu , iç savaş çıkmış sayılırdı ve Türkiye zaten güçsüz haldeydi.1980’den sonra tutuklamalar ,baskılar ,işkenceler sonrası kaçışlar nedeniyle hiçbirşey eskisi gibi olmadı.Sağ sol kavgaları nedeniyle yaratılan suni kaos ortamı gene yaratıcıları tarafından amaçlarına uygun şekilde rafa kaldırıldığı için artık başka yerden kaos ortamı yaratılması ve halkın birbirini ötekileştirmesinin ve birbirine olan nefret duygularının ayakta tutulması gerekiyordu.Bunun içinde Türkiye’de bulunan son büyük etnik kimlik olan Kürtler gene 1925 öncesi gibi seçilmişlerdi.
Dış ülkelerden, saklanmaya bile gerek duyulmaksızın açık bir şekilde destek gören PKK ve yandaşları sözde kendilerine ait olduklarını söyledikleri veya sandıkları fakat özde yüzlerce yıldır aynı egemen güçlere ait olan düşünceleri ve istekleri sıralamaya başladılar.Gene suni sorunlar yaratıldı ve çözülmesi istendi.İstekleri yerine getirilmeyince ; yaşlı,genç,bebek,kadın demeden acmasızca insanlar katledildi.Suçlu ise buna karşılık veren Türkiye ve TSK oldu.
1999’da başlarının yakalanmasıyla terör bitti zannedildi.Başları ise isteyerek veya istemeyerek tarihi bir itirafta bulunup kendininde Şeyh Said gibi kullanıldığını söylüyordu.
4 yıl süren huzur ortamından sonra hükümetin değişmesi ve tarihi yanılgalara düşecek olan ve gene egemen güçlerin seçtirdiği hükümet , onlarında isteklerini yapmaya mecbur olacaktı.Yapılan şeyse tıpkı seçimlerde AKP’nin yaptığı gibi,Kürtlerde mağdur gösterilip mağrur edilmek isteniyordu.Anlaşılan o ki bundan sonra bütün istekleri bir bir yapılacak ve kırmızı çizgiler yavaş yavaş ortadan kaldırılacak.Ama bilindiği gibi bunda düşünülen güneydoğudaki zavallı kürt halkı değil , egemen güçlerle işbirliği yapan ve hayatlarından son derece memnun olan kürtlerdir .
Suç kesinlikle kürt halkında değildir.En azından sadece Kürt halkında değildir.DTP ve AKP efendilerine hizmet konusunda ortak paydada buluşuyorlar.Şuandaki durumdanda sorumluluk payları ortaktır.Dolayısıyla AKP’ye oy verenlerde DTP’ye oy verenler kadar bu olayların sonucundan sorumludur.
MEHMET E. ALTAY

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder